14.01.2019 Günce

Aklımızı başımıza toplamak için güzel bir gün, pazartesi.

Son zamanlarda yaşadığım şeyler ve kontrol etmekte zorlandığım yoğunluk, istemediğim bir strese dönüştü. Bu stres yaklaşık 2 aydır, belki de daha uzun süredir hem fiziksel hem de ruhsal anlamda olumsuz durumlara gebe oldu. Önümü göremediğim, aynı şeyleri düşünüp durduğum sıkıcı bir döneme sürükledi beni. Geceleri uyumak istemediğimi, sabahları yataktan kalkmak istemediğimi fark ettim. Gündelik aktivitelerimi erteliyor, okuduğum ve dinlediğim şeyleri anlamıyordum. Eskiden yaparken keyif aldığım şeylerden son dönemde keyif alamamaya başladım, keyif alamadıkça daha fazla düşündüm, düşündükçe daha çok strese girdim, stres arttıkça daha çok uyuştum, uyuştukça da daha çok keyifsiz olduğum kısır döngünün içine girdim. Meğer depresyon dedikleri şey buymuş dedim kendi kendime.

Uzun zamandır insanları anlama amacıyla onca psikoloji kitabını yalayıp yutmuş birisi olarak bu seferlik mütevazi tavrımı bir kenara bırakacağım. İnsan psikolojisi hakkında herhangi biriyle saatlerce konuşabilir, alıntılar yapmadan uzun uzun yazılar yazabilirim ama gel gör ki kendine depresyon teşhisi koyabilmek ve bu durumu kabullenmek gerçekten çok zormuş. Yıkılmaz sandığım kalelerin yıkıldığına çokça şahit olmuştum ama insanın kendisiyle savaşı bir başkaymış. Neyse bu bölümü çok fazla uzatmayacağım. Teşhisi koyduk, iyi güzel. Şimdi ne olacak? 

Bu kısır döngüyü kırmam gerektiğini, bunun için de sorunun temeline inmem gerektiğini biliyordum. Son zamanlarda yaşadığım küçük şeyler ve yoğunluk aslında bardağı taşıran damlalardı. Bardak zaten doluydu. Daha önce de fazlasıyla olumsuzluklar yaşamıştım, belki de şuanki yoğunluğumun 10 katı yoğunlukları görmüştüm ama böyle hissetmemiştim ve o dönemde verdiğim mücadeleden oldukça keyif almıştım. Neden? Çünkü bu zamana kadar yaptığım her şeyi tekbir amaçla yapmıştım. Yaşıyor olmamın, yıllardır verdiğim onca mücadelenin, geceden sabaha kadar çalıştığım günlerin, kendimi geliştirmek ve bir şeyler öğrenmek için harcadığım onca zamanın tekbir sebebi vardı ve ben amacıma ulaşmıştım. Artık bir şeylerden keyif alamıyor olmanın tek sebebi buydu: amacıma ulaşmış olmam.

Bkz: Bu varoluşsal sorgulamalarım neticesinde insanoğlunu mutlu eden şeyin hedefe ulaşmak değil de, o hedefe ulaşma düşüncesiyle yaptığı şeyler olduğunu keşfettim. 

Şimdi ihtiyacım olan tek şey kendime yeni bir amaç belirlemek ve gerekirse hayat şartlarımı değiştirmek. Sonrasını zaman gösterecek.

Sonuç olarak kendime yeni bir amaç belirlemek gibi bir amacım var ve geriye dönük düşüncelerime ara verip önümüzdeki günlerde bu konu üstünde bir süre düşüneceğim. Aynı zamanda ertelediğim gerekli şeyleri tekrar hayatımın bir parçası haline getireceğim. Uyuşukluğa son verip hayatı yaşamaya değer kılan şeyler üstünde biraz daha vakit harcayacağım. Yol uzun, daha yolun yarısı bile değil diyeceğim ama aklıma ömrün ortası dediği ‘35 Yaş’ şiirini yazıp 46 yaşında ölen Cahit Sıtkı geldi. O yüzden fazla uzatmıyorum, hoşçakalın.

ÖNCEKİ

Bir garip intihar meselesi

SONRAKİ

15.02.2019 Günce